KAYSERİ
BAROSU
Gezinti Bağlantılarını Atla
 
 
  
 
KasımAralıkOcak
PztSalÇarPerCumCmtPaz
27282930123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
1234567
BASIN AÇIKLAMASI
Tarih: 30.01.2012 22:00:00 | Okunma Sayısı: 3078 | | |

BASIN AÇIKLAMASI

                       Adalet Bakanlığınca hazırlanan ve TBMM’ne Hükümetin kanun tasarısı olarak sunulan “ Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ”, Kamuoyuna 3. Yargı paketi olarak lanse edilen ve “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun Tasarısı”, UYAP Hizmetlerinin Paralı hale getirilmesine ilişkin uygulama ve düzenlemeler, HMK Gider Tarifesinin fahişliği ve diğer bir takım tasarı ve düzenlemelerle ilgili olarak, uygulamada yaşanan ve ileride yaşanacak olan büyük sıkıntılar ve sorunlar hakkında Türk Milletini ve kamuoyunu bilgilendirmek, bu yanlışlıklardan dönülmesini sağlamak ve ilgili tüm kişi ve kurumların dikkatini çekmek adına, aşağıdaki açıklamayı yayınlamak, hukuki ve kanuni bir görev ve sorumluluktur.

 Mezkur tasarıların ve diğer düzenlemelerin genel ve özel sakıncaları şunlardır;  

 1-Çek Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, alacaklıların hakları ve mağduriyetleri düşünülmeden, sadece çek borçlularına yönelik rahatlama sağlamak ve ülke ekonomisinin iyi olduğu izlenimi oluşturmak adına, alternatifler düşünülmeden, alacaklı-borçlu dengesi korunmadan, karşılıksız çek sorununun varlığına herhangi bir çözüm getirmeden, popülist yaklaşımlarla alelacele TBMM’ne sunulmuştur. Masa başında ve sonuçları düşünülmeden, ülkedeki ticari hayatın geleceği nazara alınmadan hazırlanan tasarının gizli gerçek amaçlarından birisi de, yargıdaki iş yükünü azaltmak düşüncesidir. Ancak bu tür düzenlemeler yargıdaki iş yükünü daha da artıracak, mafyalaşma, ihkakı hak, silahla yaralama vb. suçları doğuracak, özellikle toplumdaki adalet, hak arama ve yargıya güven duygusunu ağır biçimde zedeleyecektir. 2003 yılından beridir çek kanununda ve ceza kanunlarında yapılan her yeni düzenleme af niteliğinde olup, gerçekte bu tür düzenlemeler Yargının iş yükünü kat be kat artırmaktadır. Adalet Bakanlığı bürokratlarınca hazırlanan tasarı ile, karşılıksız çek suçlarında hapis cezasının kaldırılıyor olması, karşılıksız çeklerde büyük bir artış yaşatacak, ülke ekonomisi ve ticari hayatı felce uğratacaktır. Çek Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin tasarı, alacaklıların haklarını ağır derecede zedeleyeceği gibi, yargının iş yükünü daha da artıracaktır. Önceden karara çıkmış yüzbinlerce dosya, uyarlama için yeniden ilk derece mahkemelerine gönderilecektir. Çek suçlarına sadece parasal açıdan ve borçluların gözüyle bakılması doğru değildir. Mevcut haliyle bile alacaklıların aleyhine olan ve para cezasının devlete ait olacağı hükmü doğru değildir. Asıl niyet, alacaklıların korunması ile ticaret hayatının güvence altına alınması olmalıdır. Bütün bu nedenlerle bu yasa tasarısı geri çekilmeli, karşılıksız çek sorununa adil ve hakkaniyetli, alacaklı ve borçlu dengesi korunarak, kalıcı bir çözüm bulunmalıdır.

 2- Yargının hızlanmasını ve etkinleştirilmesini sağlamak ve iş yükünü azaltmak amacıyla hazırlandığı iddia olunan 3. Yargı paketi tasarısı da, yine doğrudan Adalet Bakanlığı bürokratlarınca hazırlanmış olup, tasarı hazırlanmadan önce Baroların, Türkiye Barolar Birliği’nin, uzman ve yetkin hukukçuların görüşleri alınmamıştır. Masa başında, ülkenin ve halkın gerçek istek ve ihtiyaçları göz önüne alınmadan ve özellikle popülist yaklaşımlarla hazırlanan tasarının derhal geri çekilmesi, üzerinde ayrıntılı olarak çalışılıp, belirtilen kurum ve kuruluşların görüşleri doğrultusunda, Hukuk Devleti ve Hukukun Üstünlüğü ilkelerine hizmet edecek, hak, nesafet, adalet ve hakkaniyet ilkelerini gerçekleştirecek, gerçekçi ve makul düzenlemeler yapılması gerekmektedir.                                                                                                                                                                                                                 

3- Aynı mahiyetteki önceki düzenlemeler ve Yargının hızlanmasını ve etkinleştirilmesini sağlamak ve iş yükünü azaltmak amacıyla hazırlandığı iddia olunan son tasarıda yer verilen kimi düzenlemeler ile, İcra İflas Kanunu’nun, Türk Ceza Kanunu’nun, Basın Kanunu’nun, idari yargının ve diğer ilgili kanunların genel ve özel sistematiği bozulmuş, Hukuk Devleti ve Hukukun Üstünlüğü ilkeleri ihlal edilmiş, temel kanunlarda sürekli olarak yapılan oynama ve değişiklikler ülkedeki uygulama birliğini bozmuş, Halkın kanunlara, adalete ve yargıya olan güven ve inancı temelinden sarsılmış, kişilere, gruplara ve sınıflara özel ve ayrıcalıklı düzenlemeler yapıldığı kanaati artmış, haksız ve suçluların korunduğu düşüncesi kamuoyuna yerleşmiş, Anayasa’mızın 36. maddesi ile güvence altında olan hak arama özgürlüğü ağır derecede kısıtlanmıştır ve kısıtlanacaktır. 

 4- Bu tür düzenleme, tasarı ve taslaklarla, halkın gözünde yargı ve adalet, büyük balıkların geçtiği, küçük balıkların takıldığı bir ağ olduğu hissine dönüşmüştür. Son paketteki kimi düzenlemelerle, yabancı örgüt ve kurumlara, bir kısım kitlelere karşı şirin görünmek, seçim ve oy kaygıları ve ekonomiyi iyi göstermek adına popülist bir yaklaşım sergilemek, yargıya ve adalete yapılacak en büyük kötülük, adalete güven ilkesine verilecek en büyük zarardır. Yargı sadece iddia ve karar makamlarından ibaret değildir. Yargıyı yargı yapan kurum, yargıya güveni ve saygıyı getirecek unsur, halkın yargıdaki temsil, hak ve adalet duygularını sağlayan düşünce, SADECE ve SADECE SAVUNMADIR. Savunmanın olmadığı bir yargı ve yargılama faaliyeti, sadece ve sadece engizisyondur. Halkı temsil eden, halkın hakkını yargıda arayan, adalet duygusunun yerleşmesini sağlayan, olmazsa olmaz unsur savunma olup, savunma kurumunu temsil eden Barolar, TBB ve Avukatlar dışlanarak yargısal düzenlemeler yapılması nedeniyle, ülkemizde yargı, adalet ve hukuk her zaman sorunlu olmuştur ve bu anlayışla da artarak sorunlu olmaya devam edecektir. Yargının diğer unsurlarının ve özellikle siyasi iradenin, savunmayı kaale almayan, savunmayı küçümseyen, savunmaya üvey evlat muamelesi yapan ve savunmayı dışlar görüntüsü, yargısal faaliyetler, yargıya güven ve adalete ulaşma önündeki en büyük engeldir. Zira savunma bireydir, halktır, eşitliktir, adalettir ve Hak’tır. 

 5- Tasarıda İcra İflas Kanununda yapılan değişikliklerle ev eşyalarının haczinin neredeyse tamamen olanaksız hale getirilmesi, alacaklı/borçlu ilişkisindeki menfaat dengesinin borçlu lehine bozularak alacaklıların hak kaybına uğramaları sonucunu doğuracaktır. Yine icra memurlarının haciz esnasındaki yetkilerinin orantısız biçimde arttırılması doğru değildir. Sürelerin alacaklı ve/veya vekili yönünden kısaltılmış, idarenin yapacağı işlemler yönünden uzatılmış olması Anayasa’mızın 10.maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır. Teknik ve personel alt yapısı hazırlanmadan, kervan yolda düzülür mantığıyla, tüm işlemlerin elektronik ortamda yapılmasına birdenbire geçmek sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır. İlamsız icra takibi yapılmasının belli rakamlara bağlanması, haciz ve muhafaza yapılmasının belli rakamlar konularak önüne geçme çabaları, özellikle icra takibi yapan alacaklıyı cezalandırmaya yönelik maddeler hiçbir şekilde kabul edilemez niteliktedir. Tasarıda İİK ile ilgili düzenlemelerin çoğunluğu ile, adeta icra takibi yapmayın, haklarınızı almaya tevessül etmeyin denilmektedir. Bu tasarıdaki düzenlemeler yerine, 2004 sayılı İİK mülgadır demek, herhalde daha isabetli olacak ve amaca daha fazla hizmet edecektir. !!! 

 6- Hukukun üstünlüğü ve Hukuk devleti olmanın asgari şartı; idarenin ve yürütmenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olması ile vatandaşın herhangi bir engelleme ile karşılaşmaksızın hak arama özgürlüğüne sahip bulunmasıdır. Bu husus ölçü alındığında idari yargı alanında, bu bağlamda Danıştay Kanunu’nda, Bölge İdare Mahkemelerinin, İdare Mahkemelerinin ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’da, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda yapılan değişikliklerle; (1) Bakanlıkların tüm düzenleyici işlemleri ile denetleyici ve düzenleyici kurulların işlemlerine karşı Danıştay’da dava açılması yolunun kapatılması, (2) Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yapısı ve çalışma usulünün değiştirilerek 3 yıl süre ile İdari Dava Daireleri Kurulunun sürekli çalışır bir kurul haline getirilmesi ve burada görev alacak üyelerin dairelerindeki heyete katılmayıp tüm mesailerini bu kurula vermelerinin öngörülmesi, (3) İdari yargıda duruşma yapılmasının orantısız ölçüde sınırlandırılması, (4) Yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin neredeyse imkansız hale getirilmesi, (5) İdari yargıda tek hakimle görülecek davaların sayıca arttırılması, (6) Karar düzeltme istemleri hakkında yapılan inceleme sonucunda isteğin yerinde olmadığının tespiti halinde kesinlik taşıyan “kabul edilmezlik kararı” verilebilmesi ve bu suretle karar düzeltme yoluna başvuru yolunun sınırlandırılması çok açık biçimde hukuk devleti ilkesine aykırı nitelikte olan düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerle, siyasi iktidar ve idarenin işlem ve eylemlerine karşı, vatandaşların dava açma ve hak arama özgürlüğü açıkça ortadan kaldırılmakta ve kısıtlanmaktadır. Bu düzenleme ve durumların tamamı, Hukukun Üstünlüğüne değil, Üstünlerin Hukukuna hizmet edecektir.   

7- Ülkemizde şu anda yaklaşık olarak 100’e yakın Hukuk Fakültesi bulunmakta olup, bu fakülteler yılda 10.000 civarında mezun vermektedir. Hukuk Fakültelerinin varlık nedeni ülkenin hakim, savcı, avukat, noter, akademisyen ihtiyacını karşılamaktır. Klasik bu mesleklerin hakkını vererek yapılması, yapan kişinin iyi bir hukuk bilgisine, sağlam bir hukuk nosyonuna, gelişmiş bir hak ve adalet duygusuna sahip olmasını gerektirir. Bu özellik ve nitelikler ise ancak kaliteli bir hukuk tahsili ile mümkündür. Hal böyle iken hukuk fakültesi mezunu olmayan, programlarında yeterince hukuk ve hukuk bilgisi verdikleri dahi esasen tartışmalı olan siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olanlara idari yargıda %20’lik bir kotayla sınırlı olarak hakim olma olanağının verilmiş olması, 12 Eylül Askeri rejiminin getirdiği ve sonraki siyasal iktidarlar tarafından da uygulanan bir yanlışlıktır. Hukuk camiası olarak beklentimiz bu yanlış uygulamadan geri dönülmesi yönünde iken, tasarıyla 2802 sayılı Hakimler Savcılar Kanununda değişiklik yapılarak idari yargı adaylığına, hukuk fakültesinden mezun olanlar dışından alınacak adaylar için var olan %20’lik kotanın kaldırılmış ve daha fazla sayıda hukuk fakültesi mezunu olmayanlardan idari yargı hakimi yapılmasının öngörülmüş olması hukuk güvenliğine, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı olduğu kadar, halen hukuk fakültelerinde okumakta olan öğrencilere yönelik çok ağır bir haksızlıktır. Bu düzenlemenin yargının hızlandırılmasıyla hiçbir ilgisi de yoktur. Dahası bu düzenleme yargının hızlandırılmasına değil, idari yargıda daha fazla hukuksuzluğa hizmet edecektir. O nedenle bu düzenlemeden vazgeçilmesi, daha da ötesi hukuk fakültesi mezunu olmayanlara idari yargıda hakimlik yapma yolunun kapatılması gerekir. Ülkemizde fazlasıyla Hukuk Fakültesi mezunu varken, yapılmak istenen düzenleme, Hukuktan ve Hukukçuluktan kaçmaya yönelik ağır bir girişimdir.  

8-Yine tasarıda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Duruşmada Hazır Bulunacaklar” başlıklı 118. Maddesinde, zorunlu müdafiin yokluğunda da karar verilebileceğini öngören değişiklik, adil yargılanma ilkesine ve savunma hakkına açıkça aykırıdır. Bu durum halkımıza, halkımızın savunma hakkına ve savunmaya menfi bakışın açık bir göstergesi olup, vatandaşlarımızın adil yargılanma hakkını ortadan kaldıracaktır.  

9-Tasarıdaki bir kısım maddelerle, özel yetkili savcılarca yürütülen soruşturmalarda şüpheli ve müdafinin dosyaya erişimini engelleyen gizlilik kararlarının en fazla 3 ayla sınırlandırılmış olması, adil yargılanma ve savunma hakkını zedeleyici niteliktedir. O nedenle söz konusu düzenlemenin tamamen ortadan kaldırılması, şüpheli ve müdafiinin  dosyaya erişiminin hiçbir kısıtlamaya tabi olmadan sağlanması gerekir. 

10-Tasarıda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 308. maddesine eklenen fıkralarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının re’sen veya istem üzerine Yargıtay Ceza Dairelerinden birisinin kararına karşı başvurduğu itiraz yolunda dosyanın Ceza Genel Kuruluna geldiği aşamada Ceza Genel Kurulunun hukuka kesin aykırılık halleri saklı kalmak üzere incelemesini itiraz nedenleri ile sınırlı bir şekilde yaparak karar vermesi öngörülmektedir. Bu düzenleme adil yargılanma ilkesine olduğu kadar ceza hukukunun ve ceza yargılamasının evrensel ve temel ilkelerinden olan re’sen araştırma ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ilkelerine açıkça aykırıdır. 

11- Her ne kadar tasarı ile Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Terörle Mücadele Kanununda yer alan özel soruşturma ve kovuşturma usullerinde şüpheli ve sanık lehine iyileştirmeler yapıldığı ileri sürülmekte ise de, sanıldığının aksine bu durum böyle değildir. Aksine söz konusu düzenlemelerle, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde savcıların yetkileri arttırılmak suretiyle, bir kısım sanıkların hakları tehlikeye atılmış, savunma ve adil yargılanma ilkeleri açıkça ihlal edilmiştir. Tasarıda bazı maddelerle, sadece bir kısım terör suçlarına ve teröristlere yönelik bir kısım iyileştirmeler yapılmakta olup, bu durum Türk Milletini derinden yaralayacaktır. Yabancı devletlerin ve bir kısım yabancı kurumların baskısıyla Basın Kanununda yapılan bir kısım düzenlemeler lehe gözükmekte ise de, başkaca saik, sebep ve gerekçelerle, içinde yaşadığımız sürece tam anlamıyla uygun değildir. Ceza kanunlarında yapılan bir takım değişikliklerle, temel kanunların sistematiği bozulmakta, bazı maddelerde yapılan değişikliklerle, toplum suç işlemeye adeta özendirilmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri kıt’a, karargah ve kurumlarında yapılacak arama ve diğer adli işlemlerle ilgili fıkranın kaldırılması, TSK’nın özelliklerine, iç disiplin, terfi, tayin ve atama işlemleri ile vatan savunmasına aykırıdır. Yapılan uygulamalarla görüldüğü üzere, TSK’ni doğrudan etkilemeye, saygınlığını ve itibarını yok etmeye, vatan savunmasını zaafa uğratmaya ve TSK Komuta kademesini değiştirmeye yönelik karalama, komplo ve iftira kampanyalarına karşı, TSK’nı bu şekilde korumasız bırakmak doğru değildir.     

12- Geciken adalet adaletsizlik olmakla, yargının hızlandırılması hiç kuşkusuz adaletin gerçekleştirilmesinde ihtiyaç duyulan bir durumdur. Ancak bundan çok daha önemli ve hayati olan husus, hukuk ve yargılama güvenliğinin varlığıdır. O nedenle yargının hızlandırılması amacıyla yapılan düzenlemelerin adaletin esas amacı olan hakkın gerçek sahibine teslimine ilişkin olması, hukuk ve yargılama güvenliğine zarar vermemesi gerekir. Yargı sadece sayılar, oranlar, istatistikler ve iş yükü değildir. Yargı adalettir, haktır, güvendir ve geleceğe güvenle bakmaktır. Yargının hızlandırılması ; dava açmayı ve icra takibi yapmayı zorlaştırmak, dava açanı ve hakkını aramak isteyeni dolaylı yollarla cezalandırmak, yargıyı paralı hale getirmek, suçları ve suçluları korumak, suçları yargı denetiminden çıkarıp, idari ceza ve ön ödemeye tabi suç kategorisine sokmak değildir. Yargıyı sorun ve ayak bağı olarak görmek, savunmayı gereksizmiş gibi görüp dışlamak, yargıyı sadece kendilerine tabi ve bağlı hakim ve savcı ünvanlı kişilerden ibaret saymak yargıyı daha kötü hale getirir. Yargı erki, ele geçirilecek, zapt edilecek, fetih edilecek, yargı muhalifleri susturacak, korkutacak ve sindirecek bir yer olarak görülmemelidir. Bunların önüne geçecek tüm düzenlemeler, yapılması gereken gerçek yargı reformudur. Devletlerin ve milletlerin ömrü adaletle kaimdir. Adalet duygularının zayıfladığı, yok olduğu, yargıya güvenin kalmadığı bir ortamda devletten, huzurdan ve milletten bahsedilemez. Her şey adaletle kaimdir. “ Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir. Temele taş bulmak gecikebilir. Devlete baş bulmak gecikebilir. Adalet gecikmez, tez verilmeli.” veciz sözü her daim akılda kalmalıdır.

 13-Bugün ülkemizde Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla yapılması gerekenlerin en başında; yargı ve hukuk güvenilirliğini vatandaşların aleyhine olacak biçimde ve olumsuz yönde etkileyen, aynı zamanda yargı organını yargılama yapmaktan çıkaran, devlet lehine pozitif ayrımcılık yapmak suretiyle eşitsizlik ve dengesizlik yaratan özel yetkili mahkemelerin, gizli tanıklık, gizli soruşturma gibi kurumların, yine Anayasa hükümlerini, Anayasa’da birey hak ve özgürlükleriyle ilgili güvenceleri ortadan kaldıran, bu bağlamda muhalif kişi ve kesimleri susturmayı ve sindirmeyi hedef alan kimi düzenlemeleri içeren Terörle Mücadele Kanununu yürürlükten kaldırmak gelmektedir. Uzun tutukluluk süreleri, yılları bulan iddianame hazırlama, CMK’daki katalog tutuklama suçları, tutukluluğun genel kural, tutuksuz yargılamanın istisna hale getirilmesi, özel yetkili savcılık ve mahkeme uygulamaları konusunda yapılacak düzenlemeler yapılması gereken gerçek yargı reform ve paketleri olmalıdır. Kamuoyuna takdim edilen tasarıda bu hususlarla ilgili hiçbir düzenlemenin yer almamış olması, örgüt üyeliği konusunda amaca hizmet etmeyecek kimi düzenlemeler yapılmış bulunulması, son derece tehlikeli hükümler içeren TCK’nun  220. maddesinin özü itibarı ile muhafaza edilmesi biz hukukçular nezdinde, vatandaşlarımız adına ciddi bir kaygı yaratmıştır.  

14- Uyap Hizmetlerinin vatandaşları temsil eden ve Yargının ayrılmaz bir parçası ve kurucu unsuru olan savunmayı temsil eden avukatlara paralı hale getirilmesi, gerçekte adalet hizmetlerinin vatandaşlara paralı olarak satılmasıdır. Savunmayı temsil eden avukatlar, kamu hizmeti yapmakta olup, devletin temelini oluşturan adalet hizmetlerinin avukatlara, daha doğrusu vatandaşlara paralı olarak sunulması hak arama özgürlüğüne de engel teşkil etmektedir. Bu uygulama ve buna yönelik düzenlemelerden derhal vazgeçilmelidir.  

15- HMK gider avansı tarifesi ile, dava açarken peşin olarak yatırılması istenilen rakamların afakiliği ve fahişliği hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engellerden birisidir. 6100 sayılı HMK’nun 120. maddesinde düzenlenen Harç ve avans ödemesi başlıklı maddesinde, her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarın, dava açarken mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Gerçekte oldukça isabetli olan bu maddenin uygulanmasında, özellikle çıkartılan tarifelerde çok fahiş miktarlarda rakamlar ortaya çıkmakta olup, bu durum vatandaşlarımızın hak arama özgürlüğünü açıkça kısıtlamakta ve dava açmayı oldukça zorlaştırmaktadır. Bu nedenle tarifede belirtilen miktarların makul bir seviyeye çekilmesi, çok uzun bir süre sonra kullanılabilecek keşif, bilirkişi ve tanık masraflarının başlangıçta alınmaması, bilahare ön inceleme duruşma esnasında veya sonraki aşamalarda bu konuda kesin süreli ara kararı verilmesi, bu sorunu ortadan kaldıracaktır.  

16- Tüm bu öneri ve eleştirilerimizle birlikte ; Arabuluculuk Yasa Tasarısı, 3. Yargı paketinden önce gündeme gelen İİK tasarısındaki paranın ödenmesi başlıklı maddelerine alacaklı veya vekilinin banka hesap numarası ilavesi yapılması, CMK ücret tarifesinin kaldırılarak zorunlu CMK Müdafiliği ücretlerine en azından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uygulanması yolundaki teklif, talep ve önerilerimizi kabul eden ve olumlu yaklaşan Sayın Adalet Bakanına teşekkür ediyoruz. Zira Arabuluculuk yasa tasarısı, Sayın Adalet Bakanımızla Baromuz heyeti arasında yapılan görüşmeler sonrasında, yapılan görüşmeye uygun olarak, geri alt komisyona gönderilmiştir. Sayın Adalet Bakanımız, Arabuluculuk Yasa Tasarısı ile arabuluculuk yapma görevinin sadece Hukuk Fakültesi mezunlarına / avukatlara verileceğini, kurulacak birimin özerk bir yapıda olacağını, bu hususların alt komisyonda tasarıya ilave edileceğini belirtmiştir. Aynı şekilde 3. Yargı paketinden önce gündeme gelen İİK tasarısındaki paranın alacaklıya ödenmesi konulu maddelere, alacaklı veya vekilinin banka hesap numarası ilavesi yapılması önerimiz, Sayın Adalet Bakanımızca hemen kabul edilmiş ve görüşme esnasında bizzat Sayın Adalet Bakanınca Kanunlar Genel Müdürüne iletilmiştir. Bu maddeler bilahare 3. Yargı paketindeki İİK maddelerine de aynen yazılmıştır. CMK zorunlu müdafiliği ücretleri konusunda, en azından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin uygulanması yönündeki önerimiz de, görüşme esnasında Sayın Adalet Bakanınca kabul edilmiş ve bu konunun en kısa sürede çözümleneceği hususu tarafımıza iletilmiştir.

 17- Sayın Adalet Bakanlığından, Hükümetten, TBMM’de grubu bulunan tüm partilerden, TBMM üyelerinden, Adalet Komisyonundan ve Sayın Cumhurbaşkanımızdan, yukarıda belirtilen tüm konularla ilgili olarak destek, ilgi ve ihtimam bekliyoruz. Belirtilen hata, eksiklik ve yanlışlıkların düzeltilmesi, konular hakkındaki görüş, düşünce, eleştiri ve önerilerimiz, sadece ve sadece, yarınlara güvenle bakmak, adalet, hakkaniyet, Hukuk Devleti ve Hukukun Üstünlüğü ilkeleri gereğidir. 

Belirtilen tüm hususlarla ilgili genel ve bir takım özel görüş ve değerlendirmelerimizi Kamuoyuna, Halkımıza ve Meslektaşlarımıza saygı ile duyururuz. 31.01.2012         

 

 

                                                               Kayseri Barosu Başkanlığı

14.12.2017 Perşembe