Bilirkişilik Başvuru Usul ve Esaslarına İlişkin Duyuru Hakkındaki Yazımız
Tarih: 8.12.2017| Okunma Sayısı: 1137

 

                                             HUKUKÇU BİLİRKİŞİNİN SİSTEM DIŞINA ÇIKARILMASI

KONU : 29.11.2017 tarihinde ilan edilen Bilirkişiliğe Kabule ve Bilirkişilik Başvuru Usul ve Esaslarına İlişkin Duyuru hakkında.

AÇIKLAMALAR :

Yeni bilirkişilik anlayışında, hukukçu bilirkişinin yaptığı tüm işlerin hakim tarafından yapılması gerektiği ya da hukukçu bilirkişinin bildiği hususları zaten hakimin de bilmesi gerektiği, dolayısıyla hukukçu bilirkişiye ihtiyaç olmadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle de hakimin ancak hukuk konuları dışında bilirkişi görüşüne başvurabileceği, hukuki konuları hakim olarak kendisinin çözüme kavuşturması gerektiği anlayışı ile düzenlemeler yapılmıştır.

Ayrıca bilirkişilik başvuru duyurusundan anlaşıldığı kadarıyla hukukçu bilirkişinin yaptığı işlerin bir kısmının da başka mesleklere mensup kişilere aktarıldığı görülmektedir.

Bilirkişilik müessesine “hukukun kanayan yarası” olarak bakılmaktadır. Gerçekten de bilirkişilik müessesesinin, bilirkişilerin şahsı ve nitelikleri ile uygulamadaki sorunların çözüme kavuşturulması elzemdir.

Bununla birlikte, çözüm olarak görülen Bilirkişilik Kanunu, Yönetmeliği ve Bilirkişilik Başvuru ilanının bu sıkıntıları çözmeyeceği, aksine sıkıntıları daha da çetrefilli hale getireceği, sorunları devasa boyutlara ulaştıracağı kanaatindeyiz. Konunun önemine binaen konuya ilişkin düşüncelerimiz aşağıda arz edilmiştir.

1- Hakim ve mahkeme sayısının yetersizliği.

Söz konusu anlayış ve düzenlemelerin hakime büyük bir iş yükü yükleyeceği kaçınılmazdır. Hakimin iş yükünün ya da iş yoğunluğunun ne kadar artacağını şimdiden tam kestirmek mümkün olmasa da yıllık 1000’lerle ifade edilen sayıda dosyaya bakan hakimlerimizin mevcut iş yükünün kat kat artacağı muhakkaktır.

Mevcut hakim sayısının azlığı bilinen bir durumdur. Yakın zamanda da bu açığın giderilmesi mümkün gözükmemektedir. Hakeza duruşmaların 4-5 ay ileriye atıldığı, neredeyse her dosyanın duruşmasının hakim yokluğu nedeniyle yılda en az bir kez bazen aynı dosyada üst üste 2-3 kez yapılamadığı bilinmektedir. Davaların istinaf/temyiz aşamaları da dikkate alındığında uzun sürmesi yine kamuoyunda en çok yapılan eleştiri konusudur. Davaların ortalama kesinleşme süreleri elimizde bir istatistik olmadığından bilemiyoruz ancak muhtemelen 3-5 yıl civarıdır. Bilirkişilik başvuru duyurusundaki şartların, mevcut hali daha da kötüleştireceği, adil yargılanma ilkesinin, makul sürede yargılama ilkesinin ihlal edileceği, Anayasal haklar konusunda ihlallerin artacağı düşünülmektedir.

İş yoğunluğu artan bir hakimin, gerçek adalet dağıtmak yerine rakamlara/istatistiklere boğulması kaçınılmaz olacak ve kararlar içerik ve esas bakımından adaletten uzaklaşacaktır. Hakimlerimize yüklenen iş yoğunluğunun dosya kapsamı ve delillerle örtüşmeyen kararlara dönüşeceği düşünülmektedir.

2- Uzmanlık mahkemelerinin yetersizliği, dava türlerinin çokluğu, hakimlerimizin yaş tecrübe vs. durumları.

Bulunduğu il ve ilçeye ve de mahkemesine göre değişmekle birlikte tüm hakimlerimizin normalde bakması gereken dosya sayısının çok çok üzerinde dosyaya baktığı bilinmektedir. Yine aynı şekilde bir mahkeme hakimi, farklı hukuk alanına giren farklı türlerdeki davalara mahkemesinin görevi nedeniyle bakmaktadır. Dolayısıyla özel bilgi ve tecrübeyi, özel bir ilgi ve çalışmayı gerektiren hukuk alanlarında yeterli olması mümkün değildir. Yeterli olmaktan kasıt, o konuya içtihatlar, uygulama, doktrin vs. yönleriyle tamamen vakıf olduğunu kabul etmektir. Bunun olmadığını, mümkün de olmadığını hepimiz bilmekteyiz.

Sadece tek bir alanla ilgili davalarda, o davalara yönelik uzmanlık mahkemelerinin kurulması halinde hakimin o alanda kendisini yetiştirmesi beklenebilir. Ancak uzmanlık mahkemelerinin (trafik mahkemesi, sigorta mahkemesi, sosyal güvenlik mahkemesi, kamulaştırma mahkemesi gibi ayrı ayrı uzmanlık mahkemeleri) ülkemizde ne denli yetersiz olduğu ortadadır.

Kaldı ki bir hakimden hukukun her alanını bilmesini beklemek, ilmi, bilimi, insan fıtratını ve gerçeklerini inkar etmektir. Hukukun her alanının ayrı ayrı bir derya olduğunun anlaşılmadığının göstergesidir. Bilirkişilik müessesine getirilen yeni anlayış, örnekle izah edilecek olunur ise; bir tıp doktorunun, tıp biliminin bütün alanlarına vakıf olmasını beklemek gibi abes bir durumdur. Bir doktorun, tıp biliminin her alanından az çok anlaması normaldir ve beklenendir. Ancak önemli, ciddi bir ameliyat işimiz olduğunda o alanın doktoruna gitmemeyi cahillik olarak niteleriz.

Tıp sektöründe her geçen gün yeni bir branş oluşturulmakta ve oluşturulan bu branşta uzmanlaşma sağlanmaktadır. Dahiliye gibi bir uzmanlık alanı, gastro, hematoloji gibi birden fazla alt branşlara ayrılmıştır. Olması gereken de budur. Sade bir vatandaşa dahi sorsak, tıp sektöründeki branşlaşmayı bilir ve över iken hukuk için eleştiri üstüne eleştiri yapmaktadır. Maalesef tıptaki branşlaşmayı hukuk camiası olarak kaçırdık. Hukuk camiası olarak eksikliklerimizi gidermek yerine hukuku daha da önemsiz gören, branşlaşmayı ve zorunluluğunu adeta inkar eden bir anlayışla yol almaktayız.

Kaldı ki hakimlerimiz derken hepsi de bilgi, yaş, tecrübe anlamında aynı konumda değillerdir. Belki tecrübeli bir hakim, makul bir seviyede bir hizmet ortaya koyabilir. Ancak ilçelerde de sayısız dava dosyası bulunmakta ve bu ilçelerdeki yeni hakimlerimizden fazla bir şey beklemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

 

Yapılması gereken, hakim, savcı ve mahkeme sayısını artırmak, dosya sayısını makul seviyelere çekmek, uzmanlık mahkemeleri kurmak, branşlaşmayı sağlamak, kaliteyi artırmaktır. Bunlar olmadığı müddetçe bir de hukukçu bilirkişinin sistem dışına itilmesi beraberinde kaçınılmaz sıkıntılara gebedir.

3- Hakimin nihai karar vermeden önce ihsası rey anlamına gelebilecek ara kararlar kurması kaçınılmaz olacaktır.

Tüm hakimlerimizin, hukukçu bilirkişinin yaptığı işi yapabileceğini ya da hukukçu bilirkişinin bildiğini tüm hakimlerimizin de bildiğini bir an varsayalım. Bu durumda da hesap ya da rapor aşamasına gelen bir dosyada, dosyanın başından itibaren tüm belgelerin teker teker incelenerek rapor yazılması dosyaya göre değişmekle birlikte 3-5 saat sürmektedir. Mahkeme ve hakim azlığı nedeniyle hakimlerimizin böyle bir zaman bulamayacağı ortadadır. Hakimin bu işleri bizzat yapması halinde de diğer dosyaların daha da uzaması söz konusu olacaktır.

Ayrıca hakim, bilirkişi gibi rapor yazacak mı yoksa kendi ajandasına kimseye göstermeyerek notlar mı alacaktır? Yazılan bu rapor ya da notlar taraflara gösterilecek ve taraflara itiraz imkanı tanınacak mıdır? Bu sorulara verilecek cevap her ne olursa olsun tamamı başkaca sıkıntılara gebedir.

Hakim, eğer kimseye göstermeyecek şekilde kendi ajandasına notlar alacak ise hakimin kararının ne yönde olduğunu taraflar bilemeyecek, neye itiraz edeceğini, davayı ıslah edecekse neye göre ıslah edeceğini bilemeyecektir. Hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilecektir.

Hakim, bilirkişi gibi rapor yazıp bunu da taraflara gösterecek ise bu durumda da “ihsası rey” konusu gündeme gelecektir. Ayrıca hakimin kabul ettiği verilere ve yazdığı rapora yönelik taraflarca ileri sürülen itiraz sebeplerinin de ne kadar haklı görüleceği ve itirazların hakimin kararını ne derecede değiştirebileceği sorusuna da şüphe ile yaklaşmak gerekmektedir.

Hakimin yaptığı hesabın ilamdan sonra taraflarca görülebileceği yönünde uygulamada bir tartışma bulunmaktadır. İlamdan (mahkeme dosyadan el çektikten sonra) sonra ancak görülebilecek olan hakimin raporuna itiraz o aşamada neye yarayacaktır, davacı davasını nasıl ıslah edecektir tartışmaları cevapsız kalmaktadır. İlamdan sonra ancak görülebilecek hakim raporu, iddia ve savunma hakkını, hukuki dinlenilme hakkını kısıtlayacak, Anayasal hakların ihlaline sebebiyet verecektir.

4- Hukukçu bilirkişilerin bazı işlerinin hukukçu olmayan bilirkişiler tarafından yerine getirilebileceği düşüncesi.

Bilirkişilik Kanunu, Yönetmeliği ve duyuru birlikte incelendiğinde anlaşılmıştır ki, bazı işlerin hakim tarafından yapılamayacağı kabul edilmiş, bu tür işlerin hukukçu bilirkişi yerine başkaca mesleklere mensup bilirkişiler tarafından yapılması öngörülmüştür.

Anlaşılmaktadır ki tüm hukuki değerlendirme ve nitelemeler hakime, hukuk dışındaki teknik konuların değerlendirmesinin hukuk dışındaki bilirkişilere bırakılması amaçlanmıştır.

Tazminat hesaplamalarının, işçilik alacakları hesaplamalarının muhasebeci, aktüerya fakülteleri (duyuruya göre açılacak yeni bir fakülte ancak bildiğimiz kadarıyla henüz böyle bir fakülte ya da bölüm yok) gibi mesleklere bırakılmak istendiğini görüyoruz. Eğer ki değerlendirme ya da rapor işi hakim tarafından bizzat değil de hukukçu olmayan bilirkişi tarafından yerine getirileceği düşünülüyor ise bu çözüm de birçok sıkıntıyı beraberinde getirecektir.

Kanun, Yönetmelik ve Bilirkişilik Duyurusu birlikte değerlendirildiğinde şöyle bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Kanun, Yönetmelik ve duyuruya göre ölüm ve yaralanma halinde kişinin uğradığı maddi zarar hesabının hakim tarafından yapılamayacağı, çünkü özel teknik bir alan olduğu kabul ediliyor ancak bu hesabın hukukçu bilirkişiler tarafından da yapılamayacağı, muhasebeci ya da aktüerya bilimleri fakültesi mezunlarının yapabileceği kabul ediliyor. Bu kabul, hukuka her yönüyle aykırı bir kabuldür. Zira, örneğin ölüm halinde uğranılan zararın hesaplanmasında (destekten yoksun kalma tazminat hesabında) kimlerin destek olduğu, destek gören hak sahiplerinin kim olduğu, destek süreleri, destek pay oranları, gelir, sorumluluk hukuku (kusur oranları, müşterek ve müteselsil sorumluluk) tüm konular hukuki konulardır. Aktüer ya da muhasebeci bilirkişinin tanzim edeceği rapor da tamamen hukuki değerlendirmeler içerecektir. O zaman hukukçu bilirkişiyi devre dışı bırakmakla bir şey değişmiş olmayacaktır. Bu anlayış, hesaplamaları tamamen matematikten ibaret gören, tüm işlemlerin hesap makinası ile yapıldığını zanneden bir anlayıştır.

Yapılan tartışmalarda hakimin hukukçu olmayan bilirkişiye hukuki nitelendirmeleri, değerlendirmeleri yapacağı ve bilirkişinin sadece hakimin ara kararı doğrultusunda konuyu teknik açıdan inceleyeceği şeklinde cevap verilmektedir. Bu cevap şu anlama gelmektedir. Hakimin dosya bilirkişiye verilmeden önce aşağıdaki şekilde ara karar kurması gerekmektedir. Bu şekilde bir ara karar kurulmadığı ya da hakimlerce bu yönde bir ara karar kurulmadığı müddetçe bilirkişi tarafından hukuki değerlendirme kaçınılmaz olacaktır. Destek tazminat talepli bir davada dosya bilirkişiye verilmeden önce kurulacak ara karar örneği:

1- Uygulama ve içtihatlardaki ilkeler dikkate alınarak; müteveffa Mahmut ÇİL’in ölümünden dolayı davacılardan eş, çocuklar ile anne ve babanın destek zararına uğradıklarının kabulü ile destek zararlarının hesaplanması, davacı kardeşlerin destek zararlarının hesaplanmaması, müteveffanın geliri dosyadaki belgelere, maaş bordrolarına göre her ne kadar aylık net 3.500,00 TL. olsa da ilk alınan raporda gelir 2.500 TL. kabul edilmiş ve kabul edilen bu gelir üzerinden hesaplama yapılmış, bu gelir miktarına davacılar tarafından itiraz edilmediği anlaşılmakla davalılar yararına kazanılmış hak doğduğu da gözetilerek müteveffanın gelirinin aylık net 2.500 TL. kabul edilmesi, yeni duruşma günü 25.01.2018 tarihine bırakıldığından ve asgari ücretler kamu düzenine ilişkin olup hakim tarafından resen nazara alınması gerektiğinden asgari ücrette yapılacak artışların hesaplamada dikkate alınması, davacı eşin evlenme ihtimalinin %12 kabul edilmesi, hesaplanan zararlardan %25 oranından müterafik kusur indirimi yapılması, SGK. tarafından bağlanan gelirler nedeniyle bildirilen peşin sermaye

değerlerinin 5510 sayılı kanunun 21/4 maddesi gereğince rücuya tabi olduğu anlaşılmakla peşin sermaye değerlerinin yarısının hesaplanan zararlardan mahsup edilmesi, ölüm gününden itibaren destek zarar hesabının başlatılması, davacı eş için ömür sonuna kadar, davacı çocuklardan Ahmet için derslerindeki başarı durumu dikkate alınarak üniversite okuyacağının kabulü ile 25 yaşına kadar destek hesabı yapılması, davacı kız çocuğu Ayşe’nin 22 yaşında evleneceği ve evlenmekle destekten çıkacağı varsayımı ile 22 yaşına kadar destek hesabı yapılması, davacı kız çocuğu 18 yaşındaki Fatma’nın çalışıp gelir elde ettiği anlaşıldığından 18 yaşına kadar destek hesabının yapılması, anne ve babanın ise kendi bakiye muhtemel ömür sonlarına kadar destek hesabı yapılması, müteveffanın gelirinin 2 payının kendisine, 2 payının eşine, 1’er payının çocuklarına, 1’er payının anne ve babaya ayrılacağının kabulü ile destek pay oranlarının hesaplanmasına, davacı annenin muhtemel bakiye ömrü daha erken sona ereceği

anlaşıldığından annenin payının babanın payına ilave edilmesine, destek süresi sonlanan çocukların payının ise anne ve baba haricindeki diğer davacılara (eş ve çocuklara) ilave edilmesine, vefat tarihinden en son asgari ücretlerin bilinir olduğu 31.12.2017 tarihine kadar işlemiş dönem, 01.01.2018 tarihinden aktif dönem sonu olan 23.05.2036 tarihine kadar aktif dönem hesabı, muhtemel bakiye ömür sonu olan 06.05.2044 tarihine kadar pasif döneminin hesaplanması, pasif dönemdeki gelirin asgari geçim indirimsiz asgari ücret kabul edilmesi,…

2- Müteveffa küçük Osman ÇİL’in ölümünden dolayı yapılacak destek zarar hesabında ise; tanık beyanları ve dosya kapsamına göre müteveffa küçüğün vefat ettiği 16 yaşında da çalışıp gelir elde ettiği anlaşıldığından vefat tarihinden itibaren destek hesabının başlatılmasına, net asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmasına, müteveffa, askerlik süresince davacı annesine destek olamayacağından askerlik süresince zarar hesabı yapılmamasına, vefat tarihinden en son asgari ücretlerin bilinir olduğu 31.12.2017 tarihine kadar işlemiş dönem, 01.01.2018 tarihinden aktif dönem sonu olan 31.12.2060 tarihine kadar aktif dönem hesabı, muhtemel bakiye ömür sonu olan 06.05.2066 tarihine kadar pasif döneminin hesaplanması, pasif dönemdeki gelirin asgari geçim indirimsiz asgari ücret kabul edilmesi, annenin muhtemel bakiye ömrünün 1931 PMF tablosuna göre belirlenerek belirlenecek tarihe kadar destek hesabı yapılmasına, her ne kadar müteveffa küçüğün babası işbu davada davacı olmasa da onun da destekten yoksun kalan hak sahibi olduğunun anlaşıldığı, bu nedenle destek pay oranlarında dava dışı babanın destek payının saklı tutulması, buna göre müteveffanın bekar olduğu ve ileride evleneceği ve evlenmekle sırasıyla 2 yıl arayla 2 çocuk sahibi olacağının varsayımı ile paylaştırma yapılması, müteveffa küçüğün 25 yaşında evleneceği, buna göre 01.10.2016 vefat tarihinden evleneceği tarih olan 10.10.2025 tarihine kadar bekarlık döneminde davacı anneye %25 oranında, müteveffanın evlendiği tarihten 1.çocuğun doğacağı 10.10.2027 tarihine kadar davacı anneye 1/6 oranında, 2.çocuğun doğacağı 10.10.2029 tarihine kadar 1/7 oranında, ikinci çocuğun doğduğu tarihten itibaren davacı anneye 1/8 oranında, dava dışı babanın muhtemel bakiye ömrünün sona ereceği 03.05.2031 tarihinden itibaren ise babanın payının anneye ilave edilerek annenin destek payının 2/8 oranında hesaplanmasına, müterafik kusur indirimi, SGK. peşin sermaye değerleri indirimi gibi hususların yukarıda belirtildiği şekilde kabulüne, …

Eğer ki tüm hukuki değerlendirmeleri hakim yapsın, bu nedenle de hukukçu bilirkişiye ihtiyaç kalmasın, hukukçu bilirkişinin yaptığı işleri de hukukçu olmayan teknik bilirkişiler(muhasebeci ve aktüeryacılar gibi) yapsın deniyorsa ara karar bu şekilde kurulmak (hatta yukarıdaki örnek ara karar daha da geniş kapsamlı yazılmalı) zorunda. Ancak hakimlerimizin böyle bir ara karar kurmak için ne dosya incelemeye vakitleri var ne de böyle bir ara karar yazdırmaya vakitleri var. Böyle bir ara karar istediğiniz hakime günlük en fazla 3-5 duruşma dosyası vermek, ötesine geçmemek zorunludur. Kaldı ki örnek ara kararın neredeyse tamamı ihsası rey anlamındadır (davanın reddi sonucunu önceden belli edecek şekilde kardeşler için destek hesabı yapılmaması yönünde ara karar kurulması gibi).

Bu şekilde ara karar tam olarak eksiksiz kurulduktan sonra geriye sadece matematik işlemi kalır ve bu işi de hukukçu olmayan bir kişinin yapabileceğini bir an varsayabiliriz. Ancak bu şekilde bir ara karar kurmadıktan sonra hesap işinin ya da rapor işinin matematik işi olarak görülmesi, herkes yapabilir (muhasebeci ya da aktürya vs.) düşüncesi kabul edilemez. Eksiksiz bir ara karar kurulması halinde dahi biz yine de hukukçu olmayanların bu işin içinden çıkamayacağından eminiz.

Sonuçta raporları değerlendirecek olan mahkeme ve temyiz makamlarıdır. Hukukun temel ilke ve prensiplerinin hukukçu olmayan bilirkişiler tarafından bilinmesi ya da içtihatlardaki bilirkişi raporunun özellikleri konusundaki yaklaşımlarını bilmesi mümkün değildir. Uygulamada hukukçu olmayan bilirkişilerin yazdıkları raporların gerek şablon, gerek içerik olarak gerekse de sebep sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirildiğinde çok yetersiz olduğunu görmekteyiz.

Biz, tam aksine tamamen hukuk dışı olan bir konuda dahi heyet içerisinde hukukçu bilirkişi olması gerektiğini düşünüyoruz. Hukukçu olmayan bilirkişilerin verdiği bazı raporların rapor niteliği taşımadığını, taraf, mahkeme ve temyiz denetimine açık olmadığını, gerekçesiz olduğunu görmekteyiz.

Eğer ki hakim dışında kimsenin hukuki değerlendirme yapması istenmiyorsa ara kararların yukarıda olduğu gibi yazılması zorunludur. Başka bir örnek verecek olur isek, temerrüdün hangi tarihte oluştuğu, faiz başlangıç tarihi, eğer temerrüt için tebligat zorunlu ise bu tebligatın geçerli bir tebligat olup olmadığı gibi hususları değerlendirebilecek tek kişi hukukçudur. Basit bir faiz hesaplamasında Tebligat Kanunu’nun bilinmesi zorunludur. Bir banka işlemine yönelik bilirkişi atanıyorsa tebligat, temerrüt, Tebligat Kanunu’na ilişkin hususlar tamamen ara karara yazılarak ancak bu şekilde bilirkişi raporu alınabilecektir.

Anlaşılacağı üzere yine tüm konu, hakim sayısına, kalitesine, uzmanlığına ve zaman sıkıntısına gelmektedir.

SONUÇ :

Hakim/Savcı ve mahkeme sayısı ile uzmanlık mahkemelerinin yetersiz olduğu ortadadır. Öncelikle bu eksikliklerin giderilmesi ile kalitenin artırılması gerektiği, hukukçu bilirkişinin olmamasının yukarıda arz ettiğimiz sakıncaları ve fiili gerçeklerimiz birlikte değerlendirildiğinde yeni getirilen düzenlemelerin sıkıntılarımızı kat kat artıracağı, hatalı kararların ve dolayısıyla da bozma kararlarının artacağı aşikardır. Anayasal hakların ihlaline sebebiyet verilecektir.

Ülkemizde adalet ve yargılamalar istediğimiz seviyeye geldikten sonra bu yeni düzenlemeler belki 20-30 yıl sonra tartışılabilir ancak ülke olarak o aşamaya henüz gelemediğimiz ortadadır.

Fikrini sorduğumuz hakimlerimiz ile duyumlarımıza göre Yargıtay ve İstinaf üyeleri de mevcut düzenlemelere karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla bu yeni düzenlemelerin sahada olan uygulamacılara rağmen zorlama ile çıkarıldığını ve gereksiz bir ısrarcılıkla hareket edildiğini üzülerek izlemekteyiz.

Bu tür konularda ne yapılmak isteniyor ise daha teferruatlı bir çalışma neticesinde ortak bir çözüm bulunarak istikrarlı bir şekilde uygulamaya geçirilmesi daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Aksi takdirde her gelenin zemini kaydırması ve telafisi imkansız zararlara sebebiyet vermesi kaçınılmaz olacaktır.

Eğer ki bu düzenlemeler ile anlayıştan derhal vazgeçilmez ise uygulamada yaşanacak sıkıntılar nedeniyle bir şekilde geri adım atılacağını tahmin etmekte zorlanmıyoruz. Ancak bu süreçte yaşanacak hak kayıplarının telafisi artık mümkün olmayacaktır. Bu nedenle şimdiden eleştirilerimizin dikkate alınmasında fayda görüyoruz.

Saygılarımızla arz ederiz. 06.12.2017

                                                                      
DAGITIM ; Bilgi ve Gereği için
1- TC. Başbakanlık
2- Adalet Bakanı Sn. Abdulhamit GÜL
3- Adalet Bakanı Yardımcısı Sn. Bilal UÇAR
4- Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sn. Selahaddin MENTEŞ
5- Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sn. Mustafa EROL
6- Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sn. Musa HEYBET
7- Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sn. Talip BAKIR
8- Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sn. Cengiz ÖNER
9- Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sn. Ömer Faruk AYDINER
10- Bilirkişilik Daire Başkanı Sn. İzzet BAŞARA
11- Hakimler ve Savcılar Kurulu
12- Yargıtay Başkanlığı ve Daire Başkanlıkları
13- Danıştay Başkanlığı
14- Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı ve Baro Başkanlıkları.
15- BAM. Başkanlıkları
 
Av. Cavit Dursun 
Kayseri Barosu Baskanı
 
 
 

ETKİNLİK TAKVİMİ

Calendar
Title and navigation
Title and navigation
<<<Ekim 2018><<
Ekim 2018
 PSÇPCCP
3924252627282930
401234567
41891011121314
4215161718192021
4322232425262728
442930311234

17.10.2018
AV. CAVİT DURSUN
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.